Orgutsel Degisim Nedir

21 Ağustos 2011 Pazar

Örgütsel Değişim Nedir

Örgütlerin, bir yandan bütün unsurlardan ve biçimsel ve doğal etkileşim kalıplarından oluşan iç çevresine uyumu, diğer yandan da farklılaşmış bir alt sistemi olduğu daha yüksek düzeydeki bir sistemin unsurlarından, başka alt sistemlerinden ve bunların etkileşiminden oluşan dış çevresine uyum anlamındaki örgütsel değişim, günümüzde daha da önem kazanmakta ve özellikle örgütsel etkinliğin korunması, arttırılması için incelenmesi, açıklanması gerekmektedir (Akat vd., 2002:388).
Bir başka tanıma göre, örgütsel değişim, yapı, davranış ve teknolojiyi değiştirme yoluna giderek birey, grup ve örgütlerin performanslarını geliştirmeye yönelik yönetimce gerçekleştirilen planlı bir girişimdir (Burke, 2006:86-94). Ya da örgütsel değişim, örgütlerin mevcut durumdan gelecekte etkinliklerini artırmayı arzu ettikleri bir duruma geçmelerini sağlayan bir süreç olarak tanımlanabilir (Jones, 1998:511).

Örgütsel değişim, örgütlerin çeşitli alt sistem ve unsurlarında ya da bunlar arasındaki ilişkiler sisteminde meydana gelebilecek olumlu ya da olumsuz, niteliksel ya da niceliksel, planlanan ya da planlanmayan bütün değişiklikleri ifade eder. Daha geniş bir ifadeyle, örgütsel değişimin olumlu olması düşük verimliliğe yol açan geleneksel ya da eskimiş yöntemlerin, davranışların, tutumların, malzeme ve makinelerin terk edilerek, yerlerine daha verimli ve etkin olan yenilerinin konulması suretiyle örgütün geliştirilmesi anlamını taşır. Oysa ki örgütsel değişim akıllıca ve bilimsel olarak planlanmadığı takdirde örgütün verimlilik ve etkinliğinde bir azalmaya ve örgütün dağılması gibi olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Dönüştürücü liderlerin gerçekleştirdiği değişim ise örgütün rekabet gücünün sürekli olarak yükseltilmesini sağlayabilir. Örgütsel değişim, yönetimin, personelin ve ürünlerin kalitesinde bir iyileşme sağlayacak niteliksel özelliğe sahip olabileceği gibi, üretim miktarlarında sayısal bir artış sağlayacak şekilde niceliksel özelliğe de sahip olabilir. Yine örgütsel değişim hiçbir plan ve programa tabi olmadan gereksinimlerin zorlaması ile kendiliğinden ortaya çıkabilir. Ancak, örgütsel değişimin olumsuz sonuçlarına maruz kalmamak için mümkün olduğunca değişim sürecini izlemekte ve denetim altına almakta fayda vardır. Değişimin yakından izlenmesi örgütlerde olumlu değişim sağlamanın en etkin yollarından biridir (Dicle ve Dicle, 1973:671).

Örgütte bir denge söz konusudur ve bu dengenin korunması arzu edilmektedir. Ancak çevrede meydana gelebilecek herhangi bir değişiklik örgütte dengeyi bozacak ve yeni bir dengenin oluşturulmasını gerekli kılacaktır. Böylece örgütsel değişmede, bir dengeden başka bir dengeye geçiş söz konusu olacaktır. Bir başka şekilde örgütsel değişimi iç ve dış etkiler sonucunda örgütün yapısında, yönetiminde ve faaliyetlerinde teknolojik, ekonomik ve sosyolojik olarak ortaya çıkan değişmeler olarak tanımlamak mümkündür.

Bir çok örgütsel değişim, örgütteki karar alan kişi veya organlarca performans ve çıktı açığının algılanmasından kaynaklanmaktadır. Bu noktada karar vericiler, örgütsel sistemde  neyi değiştireceklerini  belirlemelidirler ve amaca uygun değişim stratejisini uygulamalıdırlar (Hage ve Finsterbush, 1987:50).

Değişime karşı iki tutum mevcuttur; değişime gereksinim olduğunu kabul etmek, bu yolda çalışmak ya da değişime karşı direnç göstermek veya değişime duyarsız kalmaktır. Değişimi inkar edip görmezlikten gelmek, insanın kendi kendini kandırması gibidir. Çünkü değişimi inkar edip görmezlikten gelmek sonuçta değişimin ortaya çıkmasını durdurmayacaktır (Zımmerman, 1998:15-16).

Küreselleşmeyle birlikte dünyada yaşanan hızlı ve sürekli değişim her varlık gibi örgütleri de etkilemektedir. Dolayısıyla yöneticiler iç ve dış çevredeki değişim karşısında, örgütü yaşatabilmek ve rekabette başarı kazanabilmek için, değişime karşı uyanık olmak, bu değişimi yakından izlemek ve gecikmeden örgütlerinde gerekli düzenlemeleri yapmak zorundadırlar. Bunun için de örgüt-çevre ilişkisini iyi analiz etmeleri gerekir.

Örgüt ve Degisim Nedir

Örgüt kavramı insan hayatında son derece önemli bir yer tutar. İnsanlar; okullar, dernekler, kulüpler, şirketler, çeşitli kamu kurumları, siyasi partiler, hastaneler gibi çeşitli örgütlerle ilişki içindedir. Örneğin çalışan yetişkin insanlar zamanının üçte birinden fazlasını örgütlerde geçirdikleri gibi, çocuklar da hemen hemen aynı ölçüdeki zamanlarını okul örgütünün içinde geçirirler

Örgütün tek bir tanımını yapmanın bir çok zorlukları vardır. Genel olarak örgüt denildiğinde, iki ya da daha fazla insanın, ortak bir amaca ulaşabilmek için, davranışlarını biçimsel kurallara göre düzenlediği yapı anlaşılmaktadır (Karcıoğlu ve Timuroğlu, 2004:319). Buna göre örgüt, kişilerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri amaçları başkaları ile bir araya gelerek bir grup halinde çaba, bilgi ve yeteneklerini birleştirerek gerçekleştirmelerini sağlayan bir işbölümü ve koordinasyon sistemi olarak tanımlanabilir (Koçel, 2005:172). Diğer bir tanım ile örgüt, sosyal koşullar altında belirli amaçları gerçekleştirmek üzere hiyerarşik olarak yapılanmış bir sosyal düzeni ifade eder

Örgüt, çok sayıda değişkenin karşılıklı etkileşim içinde olduğu bir çevrede çalışmalarını sürdürür. Bu bakış açısına göre örgüt, dış çevresinden çeşitli girdileri alan, üretim sürecinden geçiren ve elde ettiği çıktıları yine çevreye veren açık sistemlerdir.
Açık birer sistem olan örgütler, oldukça hızlı değişen bir çevre içinde yaşamlarını sürdürme çabası içinde bulunmaktadır. Çevredeki bu hızlı değişim, örgütleri de değişime zorlamaktadır.
Değişim Nedir

Değişim içinde yaşadığımız dönem ve koşullarda, önüne geçilemeyen bir nitelik kazanmıştır. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde insanlık, bugüne kadar yaşamadığı seviyede ve hızlılıkta değişim yaşamıştır. Bu değişim her alanda görülmektedir. Toplumsal yaşantıda, teknolojide ve kullanılan araçlarda 40-50 yılda görülen değişmeler, farklılaşmalar artık bir yıl, bir ay hatta bir gün içinde gözlenmekte ve yaşanmaktadır.

Sözlük anlamı “bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü” (Parlatır vd., 1997:211) olan değişim, belirli koşullar altında, bir durumdan bir başka duruma geçme olgusu olarak tanımlanabilir. Bu durum farklılaşması fiziksel değişim biçiminde olabileceği gibi fiziksel olmayan ve gözlenmesi güç bir biçimde de olabilmektedir (Köse ve Ünal, 1996:145). Değişim, kısaca işlerin farklı biçimde yapılmasıdır (Can vd., 2006:447).

Değişimin dinamik öğeleri, ekonomi, teknoloji, kültür, toplum ve önerilen değişikliğin niteliğidir (Aksoy, 2006). Değişim bütün toplumsal sistemler için kaçınılmaz bir olaydır ve sürekli bir nitelik taşır.

Günümüzde yaşanan sürekli değişimlere uygun olarak örgütlerin de değişmeleri gerekmektedir. Örgütsel değişimin genel olarak amacı, değişen iç ve dış çevre koşullarına karşın örgütün etkinlik ve verimliliğini arttırmak, çalışanların en yüksek doyumu sağlamalarına ve gelişmelerine olanak veren bir örgütsel yapıyı kurmak şeklinde ifade edilebilir. Bu da ancak mevcut durumdan daha iyi bir duruma geçmeyi sağlayacak örgütsel değişimle gerçekleşebilir.

Hisse Senedi Getirilerini Etkileyen Mikroekonomik Faktörler

Hisse senedi getirilerini etkileyen mikroekonomik faktörler firmaya özgü olan faktörlerdir. Bu faktörler;

-Kar dağıtım politikası
-Finansal yapı
-İşletme büyüklüğü
-Sermaye artırımları
-İşletme hisse senetlerinin mali değerleri
-İşletme hisse senetlerinin riski
Kar Dağıtım Politikası

Kar işletmelerin kaynakların etkin kullanımı sonucu ortaya çıkan başarı ölçütüdür. İşletmelerin dönem sonu elde ettiği karın bir bölümünü ortaklara ve pay sahiplerine dağıtmasına kar payı dağıtımı denilmektedir. Kar dağıtım politikalarının firma değerini ve dolaysıyla hisse senedi getirilerini etkilemiştir. Kar payı dağıtım politikaları yatırımcıların davranışlarını etkilemektedir. Kar paylarının dağıtılmaması ve şirket bünyesinde tutulması veya yatırımcılarının beklentilerinin karşılanmaması şirketleri olumsuz etkilemektedir. Yatırımcılar ellerinde bulundurdukları hisse senetlerini satarak işletmenin piyasa değerini düşmesine neden olmaktadır.

Kar ve kar payı dağıtma hisse senedinin değerini saptamada önemli bir faktördür. Kar payı dağıtımının bu özelliği nedeniyle, kara geçme ve kar payı dağıtma ihtimali hisse senedi fiyatlarında belirli artışlar meydana getirmektedir. Kara geçme zamanını sağlıklı olarak izleme imkânını bulan bir yatırımcı bu bilgiyle cazip bir yatırım fırsatı yaratmış olmaktadır.

Hisse senedi fiyatı ve kar payı dağıtımı arasındaki ilişkinin, basit rassal yürüyüş modelinin ileri sürdüğünden çok daha genel, hareketli bir süreci içerdiği birçok fınansal ekonomist tarafından kabul edilmektedir.(Fama, French, 1998:246)

Bir hisse senedinin borsa değeri kar payı ödeme tarihi yaklaştıkça yükselir. Bu yükselişin miktarı, kar payı ödeme tarihinde, ödenecek kar payı miktarına kadar çıkar. Bu tarihte hisse senedinin fiyatı (normal fiyat+beklenen kar payı) kadardır. Bununla birlikte fiyatın başka faktörlerin etkisiyle yükselmiş veya düşmüş olması da mümkündür.

Firmanın kar dağıtımındaki değişiklik, gelecekte firmanın sağlayacağı gelirlerdeki değişiklik konusunda iyi bir gösterge olduğu için, hisse senetlerinin fiyatını da etkilemektedir.

Hisse senedi fiyatlarının, firmanın kar dağıtım politikasından etkilendiği ileri sürülmektedir. Eğer şirketin karlılığı r, ortağın yatırımlarından sağladığı getiri oranı k'dan büyükse, r>k, karın dağıtılmayarak şirkette bırakılması, ortağın varlığını dolaylı olarak artıracak ve bu hisse senetlerinin pazar değerine yansıyarak fiyatını yükseltecektir. Eğer r<k ise şirketin temettü dağıtım oranının yüksek olması daha akıllıca bir politika olur. r=k olduğu durumlarda kar dağıtım politikasının hisse senetlerinin Pazar fiyatı üzerinde bir etkisi olmayacaktır.
Finansal Yapı

Hisse senedi alarak yatırım yapacak yatırımcı, yapacağı yatırımın taşıdığı risk ve getirişi hakkında doğru bilgi edinmek ister. Şirketler hakkında yatırımcılara doğru bilgiyi veren mali tablolardır. Şirketlerin finansal yapısı hakkındaki durumu mali tablolardan finansal oranların hesaplanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Finansal yapı    şirketlerin    finansal    risklerini    de    ortaya    koymaktadır. 

Şirketlerin yükümlülüklerinin artması finansal riskinin de artmasına neden olacaktır. Çünkü yükümlülükleri karşılamak için daha fazla kaynağa ihtiyaç olacaktır. Yükümlülüklerin artması faiz ödemeleri artıracak ve hissedarlara dağıtılacak temettü miktarının azalmasına dolaysıyla hisse senedi getirişini azaltacaktır.

İşletme Büyüklüğü

Finansal literatürde, firma büyüklüğü ile hisse senedi getirilen arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bazı çalışmalarda küçük firmaların hisse senedi getirilerinin büyük firmaların hisse senedi getirilerine oranla yatırımcısına daha yüksek getiri kazandırdığı görülmüştür. Bazı çalışmalarda ise büyük firmaların getirişinin küçük firmalara göre daha fazla olduğu görülmüştür. Firma büyüklüğünü belirlemede öz kaynak piyasa değeri, öz kaynak defter değeri/piyasa değeri oranı, fiyat/kazanç oranı, fiyat, borç oranı, aktiflerin toplamı gibi değerler kullanılmaktadır.
Sermaye Artırımları

İşletmeler yeni yatırımlar için, yüksek enflasyon şartlarında azalmış sermayelerini güçlendirmek veya işletme faaliyetlerin büyümesi sonucunu doğan fon ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sermaye artırımına giderler. İşletmeler, sermaye artırımı bedelli ve bedelsiz sermaye artırımı olarak yapmaktadır. Bedelsiz sermaye artırımı, işletmelerin kendi iç kaynaklarını(yeniden değerleme değer artışı, yedekler, iştirak ve duran varlık satış karları, temettü, emisyon primi) kullanarak yapmış oldukları ve ortaklardan kaynak talep etmeden hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türleridir. Bedelli sermaye artırımı ise işletmenin ortaklarından veya dış kaynaklarından elde edilen kaynak karşılığında hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür.

Sermaye artırımı, hisse senedi fiyatı üzerinde etkili olan mikro faktörlerden biridir. Artırımın normal şekli olan bedelli sermaye artırımı, hisse senedi fiyatını olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bu etki kendisini sermaye artırımı öncesinde göstermektedir. Eğer mevcut hisse senedinin piyasa fiyatı yeni ihraç edilen hisse senedinin satış fiyatından yüksekse, ortaklar bu hisse senedini piyasa fiyatının altında bir fiyattan satın alma olanağına kavuşacaklardır.

Hisse Senedi Getirilerini Etkileyen Makroekonomik Faktörler

Yapılan çalışmalarda makroekonomik değişkenlerin hisse senedi getirilen üzerine etkisi olduğu saptanmıştır. Hisse senedi getirilerini etkileyen makroekonomik değişkenler üzerine yapılan çalışmalarda en çok aşağıdaki değişkenler kullanılmıştır;

-Faiz Oranı
-Enflasyon
-Döviz
-Sanayi üretim endeksi
-Para arzı(Ml)
-Altın
-Petrol fiyatları
-Gsyih
-Cari işlemler dengesi
-Yabancıların portföy yatırımları
Faiz Oranı

Faiz oranı, para ve sermaye piyasası arasında dengeyi sağlayan araçlardandır. Fon akışı faiz oranlarına göre belirlenmektedir.

Faiz oranları yükseldikçe yatırımcılar genellikle düşük riskli ve yüksek kazanç sağlayan devlet tahvillerini riskli hisse senedi yatırımları yerine tercih etmektedirler. Hisse senedi piyasası faiz oranlarına karşı duyarlılığı yüksektir. Faiz oranlarındaki değişim hisse senedi getirişi üzerine etkisi ters yönde yansımaktadır. Faiz oranlan yükseldikçe hisse senedi fiyatları düşmekte, faiz oranlan düştükçe hisse senedi fiyatları yükselmektedir.

Faiz oranlarındaki değişikliklerin hisse senedi fiyatı üzerindeki ters yönlü etkisini, yatırımcıların bu değişiklikleri yatırımdan bekledikleri getiri oranını yansıtmasıyla açıklamak mümkündür.
Enflasyon

Enflasyon, fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve hissedilir artışını ifade eder. Enflasyon hisse senedi getirilerini değişik şekillerde etkilemektedir. Fiyat düzeyindeki küçük artışlar yatırımcıları ve şirketlerin yatırım arzusunu tetikler. Bu durum şirketlerin satışlarını artırır ve beraberinde nominal kazançların artmasına sebep olmaktadır. Kazançların artmasıyla şirketlerin dağıttığı temettüler artacaktır. Bu durumda şirketlerin hisse senedi getirileri artacaktır. Bu durum enflasyon dengede olduğu veya küçük artışların olduğu durumda söz konusudur. Yüksek enflasyona sahip ülkelerde enflasyon artışı ile satışlarda azalma ve üretimde daralma olmaktadır. Bununla birlikte nominal kazançlar azalmakta ve şirketlerin dağıttığı temettü miktarı azalmaktadır. Şirketin hisse senedi getirileri ile enflasyon ile azalmaktadır. Ayrıca enflasyonun artmasıyla birlikte faiz oranlarında da artışa yol açmaktadır. Yükselen faizlerle birlikte yatırımcılar devlet tahvilini hisse senetlerinin yerine ikame edebilmektedir. Bu durumda hisse senetlerinin getirişine negatif etkilemektedir.
Döviz Kuru
Ulusal ekonomik değerlerin diğer ülkelerle karşılaştırılması açısından, ulusal para ile yabancı para arasındaki doğrudan yada dolaylı olarak bir mübadele oranının mevcut olması gerekir. Kısaca bu mübadele oranına döviz kuru denir.

Döviz kuru ile hisse senedi getirişi arasında negatif bir ilişki bulunmaktadır. Döviz ile hisse senetleri birbirini ikame edebilen yatırım araçlarıdır. Döviz kurunun yükselmesiyle yatırımcılar ellerindeki hisse senetlerini satarak daha fazla getiriye sahip dövize yatırım yapabilirler. Bu durumda arz ve talebe göre hisse senetlerinin getirilerinin düşmesine neden olacaktır. Ayrıca, döviz kurunun artması yerel para biriminin değer kaybetmesine neden olacaktır. Yerel para biriminin değer kaybetmesi şirketlerin fınansal tablolarını etkileyerek mali yapılarının bozulmasına ve hisse senedi reel getirilerinin azalmasına yol açmaktadır.

Hisse Senedinin Avantajları ve Dezavantajları

Hisse senetleri piyasasının ülke ekonomisi ve şirketler açısından gelişiminde büyük katkıları bulunmaktadır. Hisse senetlerinin ülke ekonomisine ve şirketlere sağladığı avantajları şöyle sıralayabiliriz;

-Şirketler hisse senedi ihraç ederek fon ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Borçlanma yerine hisse senedi ile fon kaynağı sağlamanın en büyük avantajı şirketlerin borçlanmada ödediği yüksek faizleri ödememesidir. Ancak hisse senedi ile finansmanda şirketler kar elde etmişse ve şirket bu karı şirket ihtiyaçları için kullanmayacaksa kar payı dağıtabilir.

-Şirketlerin hisselerin borsada işlem görmesi şirketlerin güvenirliğini artırmaktadır. Bu da şirketlerin fon ihtiyaçlarını bulmada kolaylık sağlamakta ve borçlanma faiz oranın düşürülmesine yardımcı olmaktadır.
-Hisse senetlerinin borçlanma senetleri gibi herhangi bir vadesi ve geri ödemesi yoktur.

-Hisse senetleri ile ülkeler yurt dışı piyasalardan döviz sağlamaktadır. -Hisse  senedi  finansmanı  ile  sermaye  geniş  halk topluluklarına yayılmak suretiyle dengeli bir gelir dağılımı olmasına sebep olur.
-Hisse senetleri yatırımcılara gelir sağlarken bunu yüksek faizlerle değil enflasyonla değerlenen bir yatırım yoluyla sağlar. Hisse senetleri yatırımcıların gelirini enflasyona karşı korur.(Karan, 2004:308)
Hisse senetlerinin yukarıda saydığımız avantajlarının yanında bazı dezavantajları yer almaktadır. Bunlar;

-Hisse senedi ihraç ederek sağlanan fon ile birlikte yönetimde oy kullanma hakkını da hisse senedi sahiplerine verilmektedir. Bu durumda yeni hissedarların yönetimde söz hakkına sahip olmasına neden olmaktadır. Bu durum anlaşamayan hissedarlar için şirket içi çatışmaya yol açmaktadır.

-Hisse senetleri ile dağıtılan temettüler yasalardan dolayı vergiden düşmemektedir. Borçlanma ile sağlanan fon kaynaklarında faiz vergiden düşmektedir. Bu durum hisse senedi ile fon sağlamanın borçlanma ile fon sağlamadan maliyetli olması söz konusudur.

-Hisse senedi ihracından sonra artan karlılık durumundan yeni ortaklar da faydalanacaklardır.

Hisse Senedi Değerleme Yöntemleri

Hisse senetlerinin gerçek değerlerini ortaya koyan modeller vardır. Bu modeller sayesinde hisse senedinin gerçek değeri belirlenmeye çalışılır. Hisse senedinin bugünkü değeri gerçek değerinin altında ise alım kararı, bugünkü değeri gerçek değerinin üzerinde ise satım kararı verilir. Hisse senedi değerleme modelleri altı gruba ayrılır. Bunlar;

-Iskonto modeli,
-Fiyat/Kazanç oranı yaklaşımı,
-Piyasa değeri/Defter değeri yaklaşımı,
-Solodofsky-Murphy modeli,
-Regresyon modeli, -Yatırım fırsatları yaklaşımı.